ASSOS TARİHİ

E-mail Print PDF


Assos, 18. yüzyılda bir çok gezgin tarafından ziyaret edilmiştir. Gezgin ve araştırmacıların ifadelerine göre kentteki bir çok yapı onların zamanında çok iyi korunmuş halde ayakta duruyordu.1881 Yılında Amerikalılar tarafından ilk kazılar yapıldı Assos'da ve tam yüz yıl sonra Türk arkeologlar tarafından yeniden kazı çalışmaları yapılabildi ve 1881 yılında yapılan kzaılardan paylarına düşenler arkeologlar tarafından Boston Müzesine götürüldü. Tapınağa ait bazı bloklar 1838 yılında Sultan II. Mahut tarafından Fransız arkeolog Raoul-Rochette, hediyesi olarak verilir ve Louvre Müzesi’ne götürüldü.

Amerikan Arkeoloji Enstitüsü 1881 yılında Osmanlı Devleti’inden Assos’ta kazı yapma iznini aldı ve kazı çalışmalarını 1883 yılına kadar sürdürdü. Kazı sonunda çıkan eserlerin 3/2’si Osmanlı Devletine 3/1’i ise Amerikan kazi heyetine verildi.
Tam yüz yıllık bir aradan sonra Assos kazı çalışmaları 1981 yılında başlatıldı ve 2005 yılına kadar devam edildi. 2006 yılında itibaren arkeolojik kazılar Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi adına Doç.Dr. Nusret Arslan tarafından devam etmektdir.

Assos’taki kalıntılar arasında Akropolis'deki Athena Tapınağı, Bizans surları, Hüdavendigar Cami, akropolisin eteklerinde Arkaik devirden günümüze kadar iyi korunmuş antik yol ve iki kenarındaki mezarlar(nekropol), şehir sur duvarları, Gymnasion, Agora, Stoa, Bouleuterion, tiyatro ve kilise olarak gösterilebilir.
Assos’un yerleşiminin bulunduğu bölümde henüz kapsamlı bir çalışma yapılmamıştır. Kazı çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ve özel sponsorların desteği ile sürdürülmektedir.

Amfi Tiyatro
Antik kentin güney yamacında Midilli Adası'na karşı kurulmuş tiyatronun bir deprem sonucunda yıkıldığı tespit edilmiştir. Doğal bir kaya oyuğuna yapılmış, tahmini 2500 kişilik olan tiyatro sonraki yıllarda taş ocağı olarak da kullanılmıştır. Yapım tekniği ve plan özellikleri açısından tam bir Roma çağı tiyatrosudur.Tiyatronun yıkılan duvarları restorasyon sonucunda yeniden örülmüşve aslına uygun oturma sıraları yeniden dökülerek yapılmıştır. Şu anda tiyatro 1500 kişiyi ağırlama kapasitesinde ve çeşitli festival ve konserlere ev sahipliği yapabilmektedir.
İskeleye inen yol üstünde, sol tarafta giriş kapısını görebilirsiniz.

Agora
Agora, zamanında insanların biraraya geldiği kentin en hareketli yeridir. Assos Agorası farklı zamanlarda inşa edilmiş karşılıklı iki Stoa ile çevrelenmiştir. Stoalar üzeri kapalı, insanları güneşten ve yağmurdan koruyan yürüyüş ve oturma alanlarıdır.
Ayrıca Agora etrafında spor eğitimi için inşa edilmiş gymnasion, bouleuterion(meclis binası), Bizans Kilisesi kalıntıları da bulunmaktadır.

Kazı Sponsoru
Efes Pilsen 1995 yılından beri Assos Antik Kenti'nin kazı sponsorluğunu üstlenmiş durumdadır.Ve festivallerde de desteğini sürdürmektedir.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr.Nurettin Arslan'ın başkanlığında, kırk kişilik kazı ekibi tarafından gerçekleştirilen kazı çalışmalarında ortaya çıkartılan ve günlük hayatın tanıklığını koruyan tüm eserler Çanakkale Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Ören yeri girişi
Antik Kenti gezmek için iki giriş kapısı var, bunlardan biri köyün içinden geçerek ulaşabileceğiniz, sizi en tepedeki Athena Tapınağı'na götüren kapıdır.
Diğeri ise iskeleye inerken solda farkedeceğiniz eski batı kapısıdır. Buradan girerek mezarlık, gymnasion, agora kalıntılarını görebilirsiniz.
Assos Ören yeri ziyaret ücreti 5 tl'dir.

Assos Antik kentinin tarihçesi M.Ö. 6.yy'a kadar gidiyor. Zamanında kent, yüzünü denize dönmüş ve teraslarla inilebiliyormuş denize. Osmanlıların yerleşmesinden sonra yerleşim ters istikamette gelişme göstermiş ve Behramkale köyü ortaya çıkmıştır.

Kent sönmüş volkanik bir tepe üzerine, andezit kayalıkları arasına, denizden 236 metre yüksekliğe kurulmuş. Assos'un etrafında bol bulunan andezit taşı kentin inşasında kullanılmış.

Assos taşı çok zor işlenen ama çok dayanıklı bir taş. Eskiler onun için insan yiyen taş derlermiş. Bu taştan yapılan lahitler zamanında Assos'dan ihraç edilen önemli ihraç mallarıymış.

İlk Assos arkeolojik kazılarında ilk olarak nekropol yani mezarlık ortaya çıkarılmıştır.

Surlar
Kentin çevresi günümüzde de görülebilen 3200 metre uzunluğunda 20 metre yüksekliğinde büyük surlarla çevrilidir. Surlar M.Ö. 4. yy'da inşa edilmiştir.
Kente giriş ve çıkışı sağlayan iki ana kapı bulunmaktadır. Doğu ve batı kapılarının önündeki alan nekrapol(mezarlık) olarak kullanılmıştır. Nekropolde basit mezarların yanı sıra görkemli anıt mezarlar da bulunmuştur.

Nekropol
Nekropolün 9. yüzyıl boyunca mezarlık olarak kullanıldığı tespit edilmiştir.
En eski gömülerde  yakılan cesetlerin küllerinin küplere konulup ağızlarının kapanması şeklinde gömüldüğü görülmüş. Sonra daha büyük küplere ana karnındaki pozisyonda yerlştirilmiş ölüler. Küplerin içine de ölü için hediyeler konuluyormuş.
Daha sonra lahit şeklinde mezarlar kullanılmış. Lahitler yüzeye yakın oldukları için kolayca ortaya çıkarılmış ve define avcıları tarafından soyulmuş. Lahitlerin içinde ele geçirilen, ölü için konulan hediyelerden en ilginci ise pişmiş topraktan yapılmış bir kadınlar orkestrası adlı heykelcik.

cAthena Tapınağı
Antik kentin en yüksek noktasında Athena Tapınağı bulunuyor. Arkaik çağ'da Anadolu'da yapılan ilk ve tek dor düzenindeki tapınak,kazılardan sonra yıkılan  parçaları yeniden üst üste dizilmiş ve hala büyüleyici ortamını koruyor.
Zeus’un kızı, 12 Olimpos Tanrısından biri olan Athena kentin koruyucu tanrıçasıymış.
Sağlam sütunlardan çıkarılan örnek kalıplarla dökülen yeni sütunlar ayakta. Karşınızda Midilli adası, görkemli Ege denizi , yüzünüzü okşayan rüzgar, özellikle gün batımında sizi antik çağlara götürecek kadar büyüleyici.
Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800'lü yıllarda Amerikalılar tarafından ülkelerine götürülmüş.

Sütunların üzerlerindeki frizlerin(kabartmaların) bir kısmı Boston Müzesi, Louvre Müzesi ve İstanbul Arkeoloji müzesinde saklanıyor. Kabartmalarda Herakles ile ilgili bir hikaye de anlatılmaktadır.